“ Bir ağacın üzerindeki bir böcek gibi, sanatçı da asalaktır, çocukluğundan beslenir. Sonra biriktirdiklerini harcar, yetişkin olur ve olgunluğu da son noktadır.”
Tarkovski
Arjantin, Buenos Aires ve kırsalında geçiyor hikâye. Aileleri de iyi dost alan Matías ve Jerónimo çok sıkı arkadaş olan iki çocuk. Yaşları ne gerektiriyorsa sınırsızca yaşıyorlar. Özellikle yazları. Jero’ların çiftliğinde ve oradaki nehir ağzında. İkisi de hareketlidirler ama özellikle Jero daha cesur ve atılgan.
Onun bu rahatlığı ve atılganlığı annesinden geliyor. Bir kere daha ebeveynlerin insan hayatının kaderi olduğu gerçeği. Çünkü tersine Mati’nin de babası oldukça zorlu biridir. Belki de onun içinden gelenlere karşı tutukluğu babası yüzünden. Böylece zıt kutuplar birbirini çeker ve masumane güzel şeyler yaşar iki çocuk…
Ne yazık Mati’nin babasının işi nedeniyle Brezilya’ya taşınmaları ile bu büyülü arkadaşlık inkıtaya uğrar. Ne zamana kadar? Bir on yıl sonra filân tesadüfen karşılancaya kadar. Film, bu iki yaşam dilimi arasında harika paralellikleri bulup anlatan sahneler arasında gidip geliyor yavaş yavaş. Ama bazı yakın sahnelerde kamera oldukça hareketli ve değişik.
Hep düşündüğüm şey bu filmde çok güzel anlatılmış. Çocukluğumuz aslında her şeyin en büyülü ve en güzelini yaşadığımız zamanı. Farkında olsak da olmasak da. Sonra ki yaşam sadece bunları hatırlayıp tüketmek. Ya da güzel bir bileşim yapabilmeyi becerebilirsek… Bunu yeniden üretebilmek… Filim bitince ben de beliren düşünce… Matías ve Jerónimo'nun bunu yeniden üretebildikleri. Aslında onlar hiç ayrılmamışlardı…
Olive Kitteridge (2014) IMDb Elizabeth Strout’un Pulitzer ödüllü romanı Olive Kitteridge den uyarlanan bir mini dizi. New England kasabasında geçen hikaye sert görünümünün altında sıcak bir kalbe sahip olan Olive Kitteridge’in gözünden anlatılıyor. 25 yılı kapsayan hikaye Olive’in eşi Henry, oğlu Christopher ve çevresindekilerle ilişkilerine odaklanıyor. Aile; evlilik; ebeveyn-çocuk, karı-koca ilişkileri; yaşlılık… Kısacası hayatla ilgili sessiz sedasız çok şeyler anlatan bir diziydi. Özellikle oynadığı her rolde olağanüstü başarılı olan Frances McDormand yine harikaydı. Bu kadın nasıl oluyor da rol yapmıyormuş, sadece teksti okuyormuş gibi durmasına rağmen her role cuk oturuyor ben de muamma. Şimdi aklıma geliveren birbirine hiç benzemeyen karakterleri canlandırdığı üç film; Fargo (1996) , Burn After Reading (2008) , Olive Kitteridge (2014). Tüm rollerde oynadığı kişinin içini fazlasıyla doldurmayı başarıyor. Dizinin kalabalık ve başarı...
Jet Boy (2001) IMDb Büyürken sancılı süreçler yaşanır ve normal kabul edilir bunlar ama sokaklarda büyüyen on dört yaşındaki Nathan ’ın (Branden Nadon) yaşadıkları sancı tanımını oldukça aşan zulme yakın şeyler. Annesi uyuşturucu bağımlısı kendine yetemeyen bir kadın oğlu ona uyuşturucu taşıyor, nerdeyse Nathan ona bakıyor. Bunun için de yapmaması gereken şeyleri yapmak zorunda. Baba yok, aslında Nathan o figüre o kadar ihtiyaç duyduğu bir dönemde ki, aç olduğu sevgiyi bulabilmek için hatalara düşüyor. Şiddete maruz kalmak dahil uğradığı haksızlıklara rağmen onun içi umut dolu ve ben sadece iyi bir çocuk olmak istiyorum , diyecek kadar saf, samimi ve tatlı masumiyetini koruyabiliyor. Annesi aşırı dozda uyuşturucudan ölünce, sosyal hizmet uzmanlarından kaçarken, karanlık bir tip gibi görünen Boon (Dylan Walsh) ile yolları kesişir. Nathan ona güvenmek ister açılır ve onunla birlikte yola koyulur… Filmin en dikkat çekici yanı oyuncu Branden Nado...
Paul et Virginie (2014) Kısa Film IMDb Paul annesi Virginie ile yalnız yaşıyor. Hasta annesi artık günlük hayatını devam ettirmekte zorlanıyor. Bu yalıtılmış yaşamda birbirlerinden ayrılmıyorlar. Ama Paul bir şeylerin ters gitmekte olduğunu fark etmekte ve rahatsız olmaktadır. Paul rolünde Igor van Dessel harika oynamış hele son sahnede bir müthiş etkileyiciydi. 19 dk. Video için vimeo bağlantısı tt3835236
Yorumlar
Yorum Gönder