Demian, Emil Sinclair'in Gençliğinin Öyküsü ~ Hermann Hesse



Demian, Emil Sinclair'in Gençliğinin Öyküsü 

Hermann Hesse

can

İçimde dışarı çıkmak isteyen bir şey vardı,
ben onu yaşamaya çalışıyordum yalnızca.
Neden böylesine güçtü bu?


Hermann Hesse’nin 1919 yılında yayımladığı romanıdır. Yazar (2.7.1877 – 9.8.1962), tüm dünyada 20. yüzyılın en çok okunan Alman yazarlarından biridir. Bu başarıyı en çok da yazdığı eğitim romanı türündeki yapıtlarıyla elde etmiştir. Jung psikolojisinin odağını oluşturan sembol kavramı, en çok Demian romanında sıkça kullanılmıştır.

On yaşındaki Latince öğrencisi Emil Sinclair, güvenceli aile ortamının dışında sert ve acımasız bir dünya olduğunu erken fark eder. Kendini bulma yolundaki delikanlı, din ve ahlâk gibi artık inanamadığı kalıplarla birlikte baba evinden de kopar. Küçük yalanlar ve hırsızlıklarla beslenen yaşantılarında, sağlam çocuk dünyasının çöktüğünü görür. Onu bu acılardan kurtaracak olan kişi, okula yeni gelen bir başka öğrenci: Max Demian'dır. Demian, Sinclair'in yaşamını yönlendiren, etkileyen baş kişi olur. Tanıştığı ve tanıdığı insanlar, Sinclair'in kendini ve benliğini bulma yolunda birer kilometre taşıdır.



Bir gençlik ve öğrencilik romanı olan Demian, Nobel ödüllü büyük Alman yazarın o dönemdeki korkularını ve sorunlarını da yansıtan bir eserdir. (Arka kapak tanıtımı)

Sinclair’ın acıları ve okula gelen yeni öğrenci Demian. Yaşça kendinden büyük, yakışıklı, etkileyici, değişik ve gizemli biridir Demian. Habil ve Kabil kıssasında herkesin aksine Kabil’i savunur örneğin. O artık, Sinclair'in yaşamını ve düşüncelerini yönlendiren kişi olur. Demian belki de olmak istediği kişidir Sinclair’ın. Zıt karakterlerin veya kutupların çektiği gibi sanki birbirlerini çekerler. Aynı durum, yazarın Narziss ve Goldmund romanında da görülebilir.

Derinlikli tüm edebi eserler gibi farklı katmanlardan oluşmaktadır Demian. Çocukluktan erginliğe geçişteki Sinclair’ın fiziksel ve zihinsel büyümesi. Bunun arkasında, yaşadığı dış dünyaya ve çevresindeki kişilere ezoterik bakışları. Bunların hepsi güzel bir kurgu ve dille anlatılmaktadır. Kâmuran Şipal’in harika çevirisinin de bu okuma zevkinde payı büyük.



Kitaptan tadımlık lezzetler.

I. İki dünya

[…] On yaşımdaydım henüz, küçük kentimizdeki Latince okuluna gidiyordum […] Burcu burcu bir alay koku o günlerden esip geliyor bana doğru, içimi bir sızıyla, tatlı bir ürpertiyle dolduruyor; karanlık sokaklar, aydınlık evler, kuleler, çalan saatler ve insan yüzleri, sıcacık bir rahatlık taşan konforlu odalar, kapılarından içeri hayalet korkusuyla adım atılan gizemli odalar […] Dünyalardan biri bizim kendi evimizdi, […] Büyük bölümüyle bana aşinaydı bu dünya; adı anneydi, babaydı bu dünyanın, sevgiydi ve çatılmış kaşlardı, örnek alınacak kişilerdi, okuldu. Yumuşacık parıldardı, aydınlık ve temizdi; sertlikten uzak güler yüzlü sözlerin, yıkanmış ellerin, temiz pak giysilerin, edep ve terbiyeye uygun davranışların yurduydu burası.[…] Öteki dünyaya gelince; daha bizim evin göbeğinde başlıyordu ve bambaşkaydı, ayrı bir kokusu vardı bu dünyanın; değişik bir dil konuşuluyor, başka vaatlerde bulunup başka şeyler istiyordu insanlardan… hizmetçiler, zanaatkâr oğlanlar, hortlak hikâyeleri, skandallar yer alıyordu; dehşet verici, insanı cezbeden, korkunç ve bilmecemsi nesnelerin oluşturduğu rengârenk bir sel […] İşin en tuhaf yanı, iki dünyanın sınırlarının gelip birbirine dayanması, iki dünyanın birbirinin bu kadar yakınında yer almasıydı.

II. Kabil

Böyle eski ama çok eski kıssaların hepsi gerçektir; ne var ki, doğru dürüst kayda geçirilmemiş ve yorumlanmamıştır. Sözün kısası, bana sorarsan Kabil yaman biriydi, sırf kendisinden korkulduğu için hakkında böyle bir kıssa düzülmüştü. […] Güçlü bir kişi güçsüz birini öldürmüştü. Öldürdüğü kişinin sahiden kardeşi olduğu konusunda kuşku duyulabilir. Ama bu o kadar önemli değil, sonuçta bütün insanlar kardeştir. Diyeceğim, güçlü bir insan güçsüz bir insanı vurup öldürdü. Belki yiğitçe bir eylemdi bu, belki değil. Ama şurası kesin ki, güçsüz kişilerin yüreğini korku sardı, durumdan acı acı yakınmaya başladılar. ‘Peki, ne diye siz de tutup onu öldürmüyorsunuz?’ diye sorulduğu zaman, ‘Korkak kişileriz, onun için’ demediler de, ‘Nasıl öldürebiliriz? Bir nişanı var. Tanrı kendisini bir nişanla donattı’ yanıtını verdiler.

III. Katiller

Varlığımda yavaş yavaş uyanan cinsellik bir düşman kılığında, insanı mahvedecek, baştan çıkaracak, günaha sokacak yasak bir nesne kimliği ile herkes gibi benim de üzerime çullandı. İlgimi çekmeye çalışan; önüme düşler, hazlar ve korkular çıkaran, buluğ diye niteledikleri olayın bu büyük gizi, barış ve huzur dolu çocukluğumun sevgiyle kuşatılmış mutluluk ortamına hiç yaraşmıyordu. Ben de herkes gibi yaptım; bundan böyle çocukluktan çıkmış bir çocuğun ikili yaşamını sürdürmeye koyuldum.

IV. Beatrice

Uzun süre resmin karşısında oturdum […] Ne Beatrice’in ne de Demian’ındı bu yüz, benim kendi yüzümdü. Bana bir benzerliği yoktu, hem ne diye benzesin diye düşündüm ama benim yaşamımı oluşturan şeydi bu, benim kendi içim, kendi yazgım ya da kendi şeytanımdı. Günün birinde yeniden edineceğim bir dost, bu görünümü taşıyacaktı. Olur da bir sevgiliye kavuşursam, böyle bir yüzü olacaktı. Yaşamım ve ölümüm buna benzeyecekti; bu, benim yazgımdaki ses, yazgımdaki ritmdi.



V. Kuş yumurtadan çıkmak için savaş veriyor

Kuş yumurtadan çıkmak için savaş veriyor. Yumurta dünyadır. Doğmak isteyen, bir dünyayı yok etmek zorundadır. Kuş Tanrı’ya doğru uçuyor, Tanrı’nın adı Abraxas’dır. […] Abraxas […] şeytanın adı diye bilinir. Ama öyle anlaşılıyor ki […] daha zengin bir anlamı var […] görevi Tanrısal ile Şeytansal arasında simgesel bir bağlantı kurmak olan bir tanrının adı gibi düşünebiliriz.

VI. Yakup’un güreşi

Hiçbir şeyden korkmamalı, içimizdeki ruhun özlediği hiçbir şeye yasak gözle bakmamalıyız. […] İçimizde taşıdığımız gerçek dışında bir başka gerçek yoktur. İnsanların çoğunun gerçeğe bu kadar aykırı bir yaşam sürmesinin nedeni, kendi dışlarındaki görüntüleri gerçek saymaları, içlerindeki dünyaya ise asla söz hakkı tanımamalarıdır.

VII. Bayan Eva

[…] Demian’ın annesinin fotoğrafını gösterdi […] Albümdeki küçük fotoğrafı görünce, kalbim duracak gibi oldu. Benim düşümdeki! Oydu bu, boylu boslu, neredeyse erkeksi kadındı; oğluna benziyordu, yer yer anneliğin, yer yer bir sertliğin, derin bir tutkunun yüz hatlarıyla oğluna benziyordu; güzel ve ayartıcı, güzel ve yanına yaklaşılmaz, şeytan ve anne, yazgı ve sevgiliydi. Evet oydu bu!

VIII. Sonun başlangıcı

[…] objeler de hedefler de tümüyle rastlantıydı. En azgınları da içinde olmak üzere bu çok eski temel duygular düşmanı hedef almıyordu; söz konusu duyguların kanlı eylemleri insanın içinin, insanın kendi içinde bölünmüş olan ruhunun yalnızca dışa yansımasıydı; bu ruh kasıp kavurmak, öldürmek, yok etmek ve ölmek istiyordu; böylelikle yeniden doğmayı amaçlamaktaydı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Du Er Ikke Alene (1978) - You Are Not Alone

Kus me zachtjes (2012) - Kiss me Softly - Kısa Film

Sorry We Missed You (2019) - Üzgünüz, Size Ulaşamadık